Showing posts with label İngiltere ilk izlenimler. Show all posts
Showing posts with label İngiltere ilk izlenimler. Show all posts

Sunday, 26 August 2012

Ya Sonra ?

 

Londra'dan Leeds'e uzun ve yorucu bir yolculuk sonucunda ulaşabildim. Yoruculuğu sabahın erken saatlerinde uyanmış olmamdan uzunluğu ise biletimi son dakikada almamdan kaynaklı işkence gibi bir yolculuk... İnternetten herşeyi araştırıp hiçbirşeyi kesinleştirmeyen karakterim sayesinde aktarmasız onca sefer varken ben 3 aktarmalı bir yolculuğun biletini mümkün olan en yüksek fiyattan aldım. Leeds'e ulaştığımda saat gece 11'i geçiyordu. Bulduğum ilk beyaz taksiye yöneldim ve 5 dakika içerisinde otele vardık. Türkiye'de bitmekte olan yaz buraya pek uğramamıştı anlaşılan... Havanın soğukluğunu günlük birşey sanmıştım ama oteldeki yorganlar bu havanın çok olağan olduğunu daha o günden anlamamı sağladı... İngiltere'de yaşıyorsanız yatağınızdaki yorganın en az yastık kadar kalıcı olduğunu bilirsiniz. Şu 1 yıllık süreç boyunca yorgansız 1 günüm bile geçmedi. Herneyse. Ertesi gün etrafı keşfe çıktığımda ilk dikkatimi çeken binaların güzelliği oldu. İngiltere'de her bina tarihi bir kale gibi orjinal ve karşısına geçip saatlerce izlenebilcek kadar güzel. Gerçekten güzel... Gözlerim etrafta tanıdık birşeyler arıyorken ilk dikkatimi çeken Starbucks oldu. Aldığım white mocha ile tüm şehri 2 saat içerisinde 2 kez turladıktan sonra hala yemek için uygun biryer bulamamıştım. Tam midem açlıktan isyan bayrağı sallamak üzereydi ki bir diğer tanıdık yer olan Subway karşımda belirdi. Sipariş vermek de kolay, göstersem bile anlarlar diye düşünerek Subway'e girdim. Sahiden de öyle oldu... Öğleden sonramı okulumu gezmek için ayırmıştım. Leeds'de iki tane üniversite olduğundan dolayı kendi bölümümü bulmak biraz zor oldu. Şehrin daha yeni olan üniversitesi, Leeds Metropolitan, sıralamada daha gerilerde olsa da binaları çok daha fiyakalı. Burda okuyan sevdiğim bir Türk arkadaşım Leeds Met Bilkentse Leeds Üni de ODTÜ der hep. Oldukça doğru bir benzetme... Ertesi gün derslerimin başladığı ilk gündü. Ders kayıtları internet üzerinden yapıldı, öğrenci kimlikleri yine web kamerasından çekilen çok vahim resimlerle hazırlandı. İlk günlerde hocaların konuşmaları gözümü pek bir korkutmuştu. İngiliz hocaların söylediklerinin yarısını kaçırmam, İngiliz olmayanların konuşmalarını kaçırmasam da telafuzlarından dolayı anlayamamam onların yarattığı bu korkuyu mercek altında görmeme neden oldu. Gözü korkmak deyiminin vücut bulmuş hali olarak gezdim ilk haftalarda. Sınıftakilerin not tuttuğu anlar en büyük kabus anlarım olmuştu. Hem dinleyip hem not tutmak, dinlediklerinin yarısını anlayamayan biri olarak çayı şekersiz içmek gibi imkansız geliyordu bana. Kendime iki şey için kızdım o an. Üniversite sırasında anlamak için dinlememe bile gerek olmayan Türkçe derslerde not tutmadığım için. Bir de gelir gelmez dil okuluna falan gitmeden direk mastera başladığım için. İlk haftaların stresini atmamla herşey hep daha iyiye gitti. Yolda şans eseri (hatta mucizevi şekilde) karşılaştığım bir Türk sayesinde 1 gün içerisinde ev de buldum. Zaman içerisinde gelişen ingilizcem sayesinde anlayamadığım için kaygılandığım derslerden sınaftaki en iyi notlarla geçtim. Dahası Ekim'de doktarama başlıyorum. Mutlu muyum? Hemde çook. Sabahlara kadar çalışmam gerekiyor bazen, İngilizlerin 1 saatte yazdıklarıyla 1 gün uğraşmam. Ama su da bir gercekki yeni şeyler düşünebilmek, düşündüklerini güzel ifade etmekten çok daha mühim. Yani mühimmiş. Bunu 1 yılın sonunda anlıyorum ve boşuna kaygılandığım her anım için kendime kızıyorum.